Tatil

26 Nisan 2010 Pazartesi 11:43 Gönderen Merve Yüzbaşıoğlu 0 yorum
Vizelerin bitmesinin ve 3 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra kısacık tatilim başladı.Aslında eve gitmeyi hiç düşünmesemde uzun zamandır görmediğim küçük teyzeminde gelmesi sebebiyle tatilime başladım.Oldukça yorucu bir o kadarda eğlenceli geçen tatilimde sınıf arkadaşım Büşra'da bana eşlik etti.Havalarında sıcak olması sebebiyle gezmeye fırsatımız oldu=).
İLK GÜN
Tatildeki ilk durağımız Ayvalıktaki Şeytan Sofrası oldu harika manzarası ile insanı etkileyen bu yer misafirlerimizide oldukça etkiledi.Şeytan sofrasında ayağa benzeyen büyük bir şekil var.Buda şeytanın ayağı olduğu kanısına varılarak bu tepeye şeytan sofrası adı verilmiş.Bu hikaye saçma olsa da kafanızı ne yöne çevirseniz gördüğünüz o muhteşem manzarası her şeye değer.Ayrıca birde peçetelerden oluşan bir dilek ağacı var.=)
Şeytan sofrasından sonraki durak Ayvalık merkezde küçük bir gezi ve mideyi doldurmakla geçti.Buradan benim çok sevdiğim Cunda adasına geçtik.Harika manzaraları,temiz havası ve eski taş evleriyle her zaman çok sevdiğim yerlerden biri olmuştur.Öncelikle Cunda'nın en yüksek yerinde bulunan değirmenine(aynı zamanda kütüphane,aynı zamanda kilise..) gittik.Burası eskiden Agios Yannis Kilisesi'imiş.Şimdilerde ise Sevim ve Necdet H. Kent Kitaplığı haline getirilmiş.Harika manzarası ile görülmeye değer yerlerden biridir.Buradan Cunda'nın eski evlerinin süslediği daracık sokaklarından geçerek çarşısına ve balık restaurantlarının bulunduğu sahil kısmına geçtik.Deniz kenarındaki dinlendirici yürüyüşümüzden ve çokta sağlam olmayan bir iskeledeki fotoğraf çekme merakımızın ardından Cunda'ya da veda ettik ve ertesi güne hazırlanmak,dinlenmek için evimize döndük.Cunda dan bir kare..
İKİNCİ GÜN
Dinlenerek geçirdiğimiz bir geceden sonra ikinci güne balkonda yapılmış harika bir kahvaltı ile başladık.Herkes sıradaki durağı merakla bekliyordu.Hazırlıklar yapıldı ve yolculuk başladı.İstikamet Bergama idi.Bergama'ya gitmek için önümüzde iki şeçenek vardı.Zeytin ve çam fıstığı ağaçlarının bulunduğu Bergama ya 55km bir yol ve bir de izmir yolu üzerinden gidilecek 70 km civarındaki monoton bir yol.Tabikide ormanlık yolu tercih ettik ve yolculuğumuza başladık.İnanılmaz güzellikteki bu yol üzerinde çok sayıda köy vardı.Köyler oldukça bakımlı ve temizdi.Köylü civardaki ağaçlara da oldukça iyi bakmıştı.Yol üzerindeki bir kaç çeşmede durarak ve annemin harika esprilerine ve konuşmasına gülerek geçirdiğimiz yolculuğumuz Bergama'ya varmamızla maalesef sona ermişti.İlk olarak yüksek bir dağa kurulmuş olan Akropol'de gezimize başladık.


"Pergamon kentinin Akropol'ü ("kentin yukarı bölümü"), Bakırçayı'nın suladığı ovaya egemen bir tepenin üzerinde yer alır. Büyük bir kale görünümündeki Akropol’ün ana kapısına varmadan solda Heroon'un kalıntıları vardır. Heroon, Eski Yunan'da bir kahraman ya da yarı tanrı adına yapılmış ve çevresi sütunlu bir galeriyle çevrili kutsal yerlerin adıydı. Heroon’da, dinsel törenin yapıldığı oda (kült odası) geniş bir ön galerinin arkasındaydı. Heroon’un kuzeyinde Helenistik dönemden kalma bir dizi dükkândan oluşan uzun bir yapı bulunuyordu.

Kentin koruyucusu sayılan akıl ve savaş tanrıçası Athena adına yapılan Athena Tapınağı, Akropol'ün en önemli mekânıydı. Tiyatro terasının üzerinde bulunan bu tapınak, Dor düzeninde yapılmıştı. Kazılarda Athena Tapınağı’nın birçok parçası Berlin'e götürülerek aslına uygun biçimde orada yeniden kurulmuştur. Pergamon'da ise yalnızca temelleri kalmıştır.

Athena Tapınağı'nın kuzeyinde dört salonlu bir kütüphane vardı. Burası Helenistik dönemin en büyük kitaplıklarından biriydi. Kütüphanede "Pergamon derisi" olarak adlandırılan parşömen üstüne yazılmış 200 bin kitap bulunduğu bilinmektedir. Romalı asker ve devlet adamı Marcus Antonius, İ.Ö. 41'de kitapların tümünü Mısır Kraliçesi Kleopatra'ya armağan etmiştir.

Athena Tapınağı’nın güneyindeki bir terasta Zeus Sunağı yer alıyordu. Zeus Sunağı da Berlin'e götürülmüş ve onarılarak oradaki Pergamon Müzesi'ne (Pergamon Museum) koyulmuştur. Helenistik dönemi mimarisinin en güzel örneği olan sunağın Pergamon’da yalnızca temelleri kalmıştır. Zeus Sunağı'nın güneyinde Yukarı Agora bulunur. Agora, güney ve kuzeydoğudan Dor düzeninde sütunlu galerilerle çevriliydi. Agora'da toplanan halk, siyaset ve ticaretle ilgili konuları yönetimle görüşüp konuşuyordu. Agora’nın kuzeybatısında Agora Tapınağı bulunuyordu. Akropol'ün en yüksek yerinde Pergamon krallarının sarayları yükseliyordu. Günümüze bu sarayların yalnızca zemini ve temelleri ulaşmıştır. Sade görünümlü bu yapılarda odalar sütunlu bir avlu çevresine sıralanıyordu.

Athena Tapınağı'nın batısındaki dik yamaçta, yaklaşık 10 bin kişilik bir tiyatro yer alır. Helenistik dönemde yapılan tiyatronun uçuruma bakan ön tarafı setlerle sağlamlaştırılmıştı. Tiyatronun ahşap bir sahnesi vardı ve bu sahne sökülüp takılabilecek biçimde yapılmıştı. Akropol’ün bir başka tapınağı olan Dionysos Tapınağı, tiyatro terasının kuzeyindeydi. 25 basamakla çıkılan bir podyum üzerinde bulunan tapınağın yalnız ön yüzünde sütunlar vardı."

Buradaki Antik gezimizden sonra epey yorulduk.Koca bir şehri gezdik nede olsa:)Buradan sonra dinlenmek için küçük bir ara verdik ve ardından bergama'nın merkezindeki küçük bir müzeyi gezdik.Burada da antik kalıntılar,heykeller,mezar taşları ve mezarlar vardı.Ardından Kızıl avlu adını verdikleri.eskiden şehrin girişinin buradan olduğunu tahmin ettiğimiz bölgeye gezmeye koyulduk.Burası şehre gelen ziyaretçilerin alındığı kısım imiş.Oldukçada büyüktü.

Burayı da gezdikten sonra bacaklarımızda derman kalmamıştı.Ama son yer olan Aslepion'a doğru yol aldık.Bir yandan uyku,bir yandan yorgunluk ve diğer yandan kollarımdaki güneşten dolayı oluşan kızarıklar nedeniyle Asklepion'u gezemedim.Sadece girişine kadar gidebildim ama burasıda oldukça büyükmüş ve burada antik tiyatro ve uyku odaları denilen yer altında bazı odalar bulunuyormuş.Göremediğim için sonradan oldukça pişman oldum açıkcası.




















Aslepion'a geldiğimizde artık derman kalmayınca bulduğumuz ilk yere oturduk=)Diğer resimde de Asklepion'nun girişi..

Son olarak Bergama dönüşünde uyuklayarak geçirdiğimiz kısa yolculukla Dikili'ye vardık.Burada deniz kenarında güneşin batışıyla süslenmiş çay sefasından sonra sonunda eve dönüş başladı.

Tatil artık sona ermek üzereydi,çok yoğun ve zaman zamanda yorucuydu ama her şeye rağmen güzeldi.

Artık proje,ödev ve ders zamanı=)

Başlangıç

14 Nisan 2010 Çarşamba 05:31 Gönderen Merve Yüzbaşıoğlu 1 yorum
Sonunda benimde bir blogum oldu..Ne kadar zaman ayırabilirim bilmiyorum bekleyip görücez=)
Bir merak aldım hesap bakalım neler olacak.Göründüğü kadar da kolay değilmiş buraya bişiyler yazmak 40 saat düşünüyo insan şunu mu yazsam yok bunu mu yazsam diye..Farklı konularda görüşmek dileğiyle:P